Son yazımda gül iler bülbül adlı bir konferanstan bahsettim … fakat okurlarımın bazılarından tepki aldım bazılarından da tebrik hatta tepkilerin biri yorumlara da yansıdı bu gayet tabii bir şeydir eleştiriler olacaktır, olmalıdır…
* * *
peki neymiş bu gül ile bülbül biz orada ne dinledik? Gidemeyenler için çok az bahsedeceğim ama geçen yazımda olduğu gibi atmosferden konuşmacılardan değil…konunun özünden…
* * *
Gül ile bülbül bir aşk sembolüdür hayatımıza yüzyıllar önce girmiş olan bu hüzünlü aşk günümüze kadar tazeliğini korumuştur..genelde divan edebiyatında bu aşktan sıkça bahsedilir..türkülerde şarkılarda geçer…bir sürü hikaye yazılmıştır haklarında , şiirler…
* * *
Derler ki ;
Bülbül gülün gonca halinden aslolan haline geçişini hiçbir zaman görememiş hep bu aşkla yanıp tutuşmuş bu için sürekli ötmüş bir diğer tabir ile şeydalanmıştır…ve bu kavuşamama durumu aşkla bütünleşmiş yüreklere dillere yayılmıştır.
Peki sadece bu mu? Hayır şöyle de bir anlam yükleme durumu vardır. “Fuzûlî’ye göre su, Hz. Muhammed (S.A.V.) ve onun yolu, gül; masiva, bülbül; hak âşığı, budak ve diken nefis anlamında kullanılmıştır.”
* * *
Senden bilirim bana yok faide ey gül
Gül yağını eller sürünür çatlasa bülbül
* * *
Şimdi ben böyle asırlara yayılmış bir hikayeyi bir aşkı bir kavuşamama öyküsünün İskender Pala önderliğinde nasıl güzel anlatıldığından bahsettim hepsi bu..
Evet benimde gönlüm ister “Deli Yürek” te ki kuşçu gibi bir adamdan dinleyelim böyle hikayeleri ama kaldı mı ki? Bir tane bile varsa söyleyin dizinin dibinden ayrılmayalım…o anlatsın biz dinleyelim
* * *
Siz de takdir edersiniz ki sevgili okurlarım güzel bir konferansı anlatırken anlatıcılar,seyirciler hakkında bir şey belirtemem zaten o konular hakkında da o kadar çok yazı yazan var ki ben pek bu konulara değinmiyorum
ancak sürçü lisan ettiysek affola…